EN / TR
Menü
 

Blockchain’in enerji piyasasındaki mevcut uygulamaları nelerdir?

haber
02 Eki

BLOCKCHAIN 151

GİRİŞ : Blockchain ve bu teknolojinin getirdiği yenilikler bir süredir bütün dünyayı kasıp kavuruyor.  Özellikle Bitcoin nedeniyle konuyu duymayan kalmadı.  Ancak burada konumuz elbette ki Bitcoin değil.

Bu yazı dizisinde, Blockchain nedir, enerji piyasasındaki mevcut uygulamaları nelerdir, gelecekte nasıl yenilikler getirmesi bekleniyor gibi konuları anladığım kadarıyla aktarmaya çalışacağım.  Yazıları detaya ve tekniğe boğmadan özellikle kısa tutup, konuları vitamin desteği şeklinde yazmayı düşünüyorum.

Şöyle bir giriş yaparsak uygun olur sanırım.  Öncelikle Bitcoin, bir grup cyberpunk tarafından bir ihtiyaca karşılık üretilmiş bir araç.  Para mı, emtia mı, mal mı olduğuna henüz kimse tam olarak karar veremedi.  Ancak kendi deyimleriyle elektronik nakdin bir versiyonu. (peer-to-peer ve de decentrelised olanı).  Ayrıca şunu mutlaka belirtmek gerekir.  “Bitcoin Amerikan derin devletinin istihbarat çalışmasıdır” ya da “Bitcoin Çinlilerin quantum bilgisayar yapma çalışmasının laboratuvar ortamıdır” gibi bütün şehir efsaneleri birer safsatadan ibaret.  Diğer yandan bitcoin ve diğer tüm cryptoparalara üstünkörü yaklaşmak, ciddiye almamak da son derece yanlış.  Esas itibarı ile Bitcoin, yıllarca süren bilimsel ve demokratik çalışmalar sonucu ortaya çıkmış olan bir girişim, bir yenilik.  Şunu açıklıkla iddia edebiliriz ki bitcoin in yayılması ile birlikte blokchainin taşıdığı potansiyelin anlaşılması, insanlık tarihini öyle değiştirecek ki internetin yarattığı etkiden kat kat daha fazla olacaktır.

Blockchain ise Bitcoin tasarlanırken kullanılmış bir yöntem.  Şöyle bir benzetme yapsak yanlış olmaz sanırım.  İnsanlar bir araba (bitcoin) yapmak istemişler, “Bu neyin üzerinde gider?” diye kendilerine sormuşlar ve tekerleğin de (blockchain) araba için ne denli uygun bir dizayn olduğunu buluvermişler.  “Online bir hizmetin veya çok basit bir veri alışverişinin karşılığı olan, kuruşun yüzdebirine denk gelen ve minuscule tabir edilen küçücük, ufacık paraların anında dünyanın herhangi bir yerinden bir yerine gidebilmesi için bir teknolojiye ihtiyaç var ve biz bu işlemi EFT masrafları olmadan, merkezi olmayan bir yapıyla gerçekleştirmek istiyoruz” demişler.  Bunu yapmanın yollarını aramışlar.

Şöyle düşünelim; Cuma akşamı saat 17:01’de, Ortaköy’de deniz kenarındaki cafélerden birinde oturan Ufuk, A bankası Merkez şubesindeki hesabından, arkadaşı Emre’nin B bankası Ortaklar Caddesi şubesindeki hesabına 100 TL para göndermek istese bunu o anda yapamaz.  Göndermek istediği para 1 TL ise, parayı göndermeye bile değmez, çünkü işlem masrafı anaparadan fazla olur.  İşlemi en erken pazartesi sabahı yapabilir ve 5 TL civarında EFT masrafı öder.

Çünkü A bankası on milyonlarca dolarlık data merkezleri kurmuş, yazılımlar geliştirmiş; devasa bilgi işlem sistemlerine sahip bir banka.  Diğer tüm bankalar ve finans kuruluşları da benzerini yapmış ve hepsi bir ağ üzerinde çalışıyor.  Bunların sadece kurulum değil, işletme masrafları da var.  Çalışanları var, data hatlarının kiraları var elektrik masrafları var…

Diğer yandan, Dallas’ta yaşayan Bob, evindeki çamaşır makinesini çalıştırırken elektriğin hangi saatte ucuz olacağı konusunda bilgi edinmek için, Rotterdam’da yaşayan, hiç tanımadığı Hudson Co.’dan fiyat tahmin verilerini isteyebilir.  Bob, Hudson Co.’nun Singapur’da bulunan sunucusundan temin ettiği verinin karşılığı olan 1 cent’i, dakikalar, hatta saniyeler içinde “cryptopara” olarak transfer edebilir.  Yani, sadece insanların değil, karşılıklı veri değiş tokuşu yapan makinelerin para trafiği için de bir platform ve mekanizma olmalıdır.

Alışılagelmiş merkezi bir yapıda elektronik para sistemi kurmak insanlık için çok kolay.  Fakat şimdiye kadar kurulmuş olan birçok merkezi elektronik para girişiminin çöktüğü de malum.  O halde amaç, minimum maliyetle minuscule paraları transfer etmek için merkezi değil, eşten-eşe (p2p) dağıtık bir yapı kurmak olmalı.  Çünkü yüksek bir yatırım yapılmayacak ve kurulacak sistem kendi kendine, kullanıcılar üzerinden yürüyecek.

Cyberpunk olan kurucular, bu defa da “Peki ama biz bu merkezi olmayan yapıyı nasıl kuracağız” diye kafa yormaya başlamışlar.  En önemli unsur olan “karşılıklı güven” mekanizmasını nasıl oluşturacağız diye düşünmüşler.  Buradaki en önemli sorun “doublespending” olarak ortaya çıkmış.  Örneğin Ufuk, hesabındaki 1.000 TL’nin 100 TL’sini Emre’ye gönderdiğinde, Ufuk’un kaç parası kaldığını kim söylüyor; A bankas!  Diyor ki, Ufuk 1.000 TL’sinin 100 TL‘sini Emre’ye gönderdi, 900 TL’si kaldı.

İyi de kurulacak bu yeni sistemde bir merkez olmayacaksa bu kayıtları güvenilir bir şekilde kim tutacak?  Ufuk 1.000 TL’sinden herkese 100’er TL gönderirse ne yapılacak? Güven unsuru nasıl sağlanacak? Birisi kaydı tutacaksa bile hangi altyapıyı kurmalı ve maliyete katlanmalı ve katlandığı maliyeti nasıl karşılamalı?

Demek ki sistemi ayakta tutmaya gönüllü insanlar gerek ve tüm işin sadece basit bilgisayarlar ile yürütülmesi lazım.  En önemli sorun da “doublespending” olduğundan merkezi bir otoritenin sağladığı güvene ihtiyaç duyulmadan sistemin kendi kendine bu güveni yaratabileceği bir mekanizmalar zinciri tasarlamak gerekiyor.  Bitcoin’i tasarlayanlar buna çözüm olarak PoW (proof of work) sistemini, eş veri tabanlarının dağıtık tutulmasını ve blockchain denen sistemi bir araya getiren bir yapı tasarlamışlar.

Blockchain’i konunun uzmanı olmayanlar için, basitçe ve özetle şöyle ifade edebiliriz:  Aslında bir verilerin uç uca eklendiği bir veri zinciri ama biraz farklı.  Belirli periyotlarda yapılan tüm işlemler toplanıyor, bir özet fonksiyonu (Hash) ile özeti hesaplanıp damgalanarak paketleniyor yani “Blok”lar oluşturuluyor.  Buraya kadar tamam.  Ancak sonra çok önemli bir şey yapılıyor. Bir sonraki Blokta da aynı özet fonksiyonu çalışıyor ve veri özeti çıkarılıyor.  Hemen iki Blok birbirine bağlanmıyor.  En önemli olan kısım burası.  Takip eden Bloktaki veri hemen paketlenmiyor.  Bir önceki paketten gelen veri özeti ile birlikte, bu bloktaki verinin özeti bir kez daha çıkarılıyor.  Sonra damgalanıp paketleniyor ve Blok oluşturuluyor.  Böylece her veri paketi, bir önceki veri zincirinden gelen üst üste damgalar ile damgalanmış oluyor.  Veriler bloklar oluşturularak zincir haline getirilirken zincirler kendinden önce gelen tüm blokların özetini taşıdığından yani birbirini sürekli beslediğinden, aradaki tüm işlemler değiştirilemez oluyor.  Böylece geçmiş bir kayıt değiştirildiğinde o kayıttan sonraki tüm işlem özetleri karmakarışık oluyor.  En son zincir bu nedenle geçerli bir özet oluşturamıyor.  İmkânsız değil ama kriptografik algoritma nedeniyle imkânsıza çok yakın dersek daha doğru olur.

Ayrıca tüm işlemlerin verisi sistemdeki tüm bilgisayarlar tarafından veritabanına yazılıp tutuluyor. Böylelikle geçmişteki bir veriyi değiştirmek istediğinizde sadece kendi veritabanınızı değiştirmeniz yetmiyor, diğer tüm binlerce eş-veritabanında da değiştirmeniz şart oluyor.  İşte bu imkânsız.

Peki verilerin doğrulanıp kayıt altına alınmasına nasıl karar veriliyor?  Bitcoin de PoW uygulanmış.  Bunun anlamı ise şu; bir işlem olduğunda sistemdeki tüm bilgisayarlar bu işleme ait özet çıkarma çalışmasını yapıyorlar.  Herkes bir sonuç üretiyor.  Sonucu ilk bulan, bulduğunu tüm ağa yayınlıyor.  Aslında doğal olarak herkes aynı sonucu üretmeli, kötü niyetliler hariç!  Bulunan sonuç ağa yayıldığında sistemdeki tüm bilgisayarlar sonucu doğruluyorlar.  Sistemdeki bilgisayarların %51’i “Evet bu işlemin özeti bu, hemfikiriz!” derse, sonuç doğru olarak kabul ediliyor.  O zaman, “Bu doğru bir kayıt, haydi herkes bu kaydı zincire eklesin!” deniyor.  Özeti ilk bulan da o bloğun ödülünü (bir çeşit eft işlem ücreti denebilir) alıyor.

İşte sistemin en büyük zafiyeti de bu: %51 saldırısı.  Bitcoin’inWhitepaper’ında en uzun uzadıya tartışılan konu da bu oluyor.  Yukarıda anlatıldığı gibi zincirdeki geçmiş veriler değiştirilemiyor ancak %51 saldırısı ile gelecekte kayıtları bozacak bir kayıt atılabilir.  Herkesin parası tek adrese yönlendirilebilir.

Şimdilik burada bırakalım. Devamı bir sonraki sayıda.

Yazar: Umut Pekel