EN / TR
Menü
 

Hazar Denizi Hukuki Statüsü Konvansiyonu: Hazar Hidrokarbon Rezervleri ve Boru Hatlarının Geleceği Hakkında Bir Yorum

haber
02 Eki

Bilindiği üzere, 12 Ağustos 2018’de Kazakistan’ın Aktau kentinde biraraya gelen 5 kıyıdaş devlet, Rusya-Azerbaycan-Kazakistan-Türkmenistan-İran, Sovyetler’in dağılmasından sonraki dönemin başta enerji kaynaklarının geliştirilmesi ve Batı’ya aktarılmasının önündeki en ciddi engellerden biri olan Hukuki Statü meselesini çözmek üzere bir anlaşma imzaladılar.

Hazar’ın ‘Deniz mi, göl mü?’ olduğu tartışmasına nokta konulamadı. Hazar’a kıyıdaş ülke liderlerinin imzaladığı karmaşık bir anlaşmayla Hazar Denizi, özel statülü ‘iç su’ olarak ilan edildi. Böylece sanıldığının aksine Hazar’daki ispatlanmış yaklaşık 50 milyar varil petrol ve 9 trilyon metreküp doğalgaz rezervlerinin (toplamda ispatlanmış + muhtemel 250 milyar varil petrol, 40 trilyon metreküp gaz rezervi) bir kısmının boru hattıyla Türkiye’ye kadar uzanmasının önü de kesilecek gibi görünüyor.

Önemli bir anlaşmadır, çünkü 5 kıyıdaş ülke ilk kez ortak bir anlaşmaya imza koydular. Önemlidir, çünkü Hazar’ın göl olduğu tezi bırakılmış, deniz olduğu kabul edilmiştir.

Yazımın bundan sonrasında göreceğiniz üzere Konvansiyon, asıl meselelere hiç bir çözüm getirmediği için gerek Türkiye gerekse AB ve ABD boru hattı planları açısından hiç de mükemmel değil!

İmzalanan anlaşmayla, Hazar’ın dibi ve toprak altı bölgeleri farklı alanlara bölünürken, deniz yüzeyi de deniz sahası, deniz hududu, balıkçılık alanları ve kaynakların kullanımı gibi esaslara göre 15 millik mesafeyle özel statülü olarak paylaştırıldı. Geriye kalan kısımlar ise ortak kullanıma açık, tarafsız bölge olarak ilan edildi. Ancak tarafsız bölgedeki faaliyetler ise Hazar’ın biyolojik zenginliği ve balıkçılığın korunması şartlarına bağlandı.

Her ne kadar tam metnine ulaşmak mümkün olmasa da, Rus, Azeri, Türk ve Batı basınında çıkan haber ve yorumlardan yararlanarak kısa bir değerlendirme yapmak isterim.

Hemen ekleyelim ki Konvansiyon, deniz dibinin bölüşümü hakkında hiç bir detay vermemekte, herhangi bir yol haritası veya çözüm önerisi sunmamaktadır. Yani çocuk ölü doğmuştur!

Yaklaşık son 30 yıla damga vuran sonu gelmez görüşmeler nihayetlenince 5 kıyıdaş devlet Hazar’ın bir deniz olduğunu kabul ederek, deniz üstünün paylaşımı, balıkçılık hakları, 15 mile çıkartılan karasuları, Hazar’da başka devlete ait gemi yüzdürmemek gibi bazı konuları kapsayacak biçimde Hazar’ın nasıl bölüşüleceği hakkında -ama aslında sadece “prensip” olarak-anlaştılar.Batı işimize karışmasın diyerek, 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku’na tabi olmayacaklarını da deklare ettiler.

Konvansiyon imzalanmadan yapılan yorumlarda, bazı uzmanlar, anlaşma ile “denizde kuzey ve güney yönünde yeni ulaştırma ve lojistik güzergahları oluşacağını, bu güzergahın Kazakistan’ın, Basra Körfezi üzerinden dünya okyanusuna çıkması açısından önem taşıdığına” dikkat çekiyorlardı. Bu değerlendirmelerden, Hazar’ın kesinlikle transit güzergah olarak kullanılmayacağı, Hazar kaynaklarının mevcut BTC, BTE ile Türkiye üzerinden taşınmaya devam ederken, Konvansiyon sonrası ayrıca İran güzergahı kullanılarak dünya piyasalarına petrol taşınacağı anlaşılıyor.

Daha geniş yorumlarsak, Rusya, Hazar geçişli hatlara izin vermemek için kadim dostu ve petrol ve gaz üretiminde potansiyel rakibi İran’ın; ilk 5 petrol üreticisi ülke arasında yer alan Kazakistan başta olmak üzere Hazar kaynaklarının dünya piyasalarına çıkarılmasındaki öneminin artmasını destekliyor.

Ayrıca, İran’ı öne çıkartarak ABD oklarının yeniden İran’a dönmesini sağlamış ve ABD ambargosu yardımıyla İran gazının Rus gazına bir alternatif olmasını engellemiş oluyor. Ambargo yüzünden İran’ın Kazak petrolü veya Türkmen gazı taşıması da dolaylı olarak engellenmiş olacağı için İran’ın geçiş ülkesi olmasını da engelleyen Rusya bir taşla iki kuş vurmuş oluyor!

Söz konusu Anlaşma, petrol ve gaz rezervlerinin üretimi, taşınması ve sahipliği konusunda Hazar Denizi dibinin nasıl paylaşılacağına dair kesin hükümler veya pratik bir çözüm getirmediği için henüz sonuçlanmış bir anlaşma olarak değerlendirilmemelidir.

İran Devlet Başkanı Ruhani’nindaha imzalar kurumadan işaret ettiği üzere Konvansiyon, deniz dibinin paylaşımını çözmemiştir, başka anlaşmalar yapılması gerekmektedir. Böyle olunca, deniz dibinin bölüşümü hakkında 5 kıyıdaş ülke arasında imzalanması gereken “başka anlaşmalar”, Hazar enerji kaynaklarının bölüşümü hususunun, yıllar önce yazdığım gibi Bitmeyen Senfoni’nin sonsuza kadar çalabileceğinin ipuçlarını vermektedir.

Sonuç olarak Hazar’da tekrar uzun vadeli bir çözümsüzlük ve çatışma ortamı yaşanabilir. Konvansiyon deniz dibinin bölüşümünü başka bahara bıraktığı müddetçe Hazar’ın enerji geleceği tartışmalı olmaya devam edecektir.

Konvansiyon örneğin Türkmenlerle Azerilerin arasını bozan Serdar/Kepez (620 milyon varil petrol rezervi) ve Güneşli petrol sahalarının sahipliği, Azerbaycan ile İran arasında neredeyse bir savaşa neden olan Araz-Alov sahalarındaki hak iddiası ve kuşkusuz Türkmenistan gazını Azerbaycan’a ve Türkiye üzerinden Batı’ya ulaştıracak Trans-Hazar Doğal Gaz Boru Hattı’nın (TCP) geleceği hakkında net bir çözüm getirmemektedir.

2000’li yılların başlarında, tıpkı bu Konvansiyon gibi yine bir Rus önerisi kabul görmüş, üç devlet, Rusya-Azerbaycan-Kazakistan Hazar’ın kuzeyinin medyan prensibine göre bölüşümü konusunda anlaşmışlardı.

Kazaklar, son 30 yılın en büyük petrol keşfi olan Kaşağan sahasını üretime alabilmek için sahanın doğu bölümünü Ruslara hediye etmek zorunda kalmışlardı. Bu sayede Ruslar ilk kez Hazar’da ciddi bir rezerve sahip oldular. Azerbaycan ve Türkmenistan Serdar/Kepez ve Güneşli sahaları için kavga etmek yerine Kazakların Ruslara Kaşağan petrolünden pay vermesini örnek gösterseler ve belirli oranda Azeri ve Türkmen sahalarından pay verseler belki bugün TCP hayata geçmiş olacaktı.

Ruslar, mevcut durumda hiç bir kıyıdaş ülke ile saha veya sınır tartışması içinde değildir. Bu sanki Rusları daha objektif bir ülke gibi göstermektedir. Ama gerçekte durum bunun tam aksidir: Rusya, açık biçimde TCP hattının inşa edilmesinin, Azerbaycan ve Türkmenistan tarafından diğer 3 kıyıdaş ülkeyi, Hazar’ı geçen boru hattı inşaatının “Olumsuz Çevresel Etkiler” yapmayacağı konusunda ikna etmesine bağlı olacağını belirtmiştir.

Benzeri bir değerlendirme Kazakistan tarafından da yapılmıştır. Bunu İran’ın da desteklediğini söylemeye gerek yok. Anlaşıldığı kadarıyla Hazar’ı geçecek herhangi bir boru hattı, hukuki referansını Konvansiyon’dan değil, tüm kıyıdaş ülkeler tarafından imzalanması / onaylanması öngörülen, ama henüz üzerinde anlaşılmış bir taslağı dahi olmayan, kapsamı ve uluslararası standartlara uygun olup olmayacağı belli olmayan bir tür ÇED Raporu’ndan almaktadır. Kapsamı belirsiz bu hayalet ÇED Onayı, Trans-Hazar Boru Hattı’nın ölüm fermanı olacaktır.

Anlaşıldığı kadarıyla, Rusya ve İran başta mersin balığı ve havyar üretimine olumsuz etkileri ön planda tutarak, ayrıca denizde yapılacak inşaatın deniz eko-sistemine vereceği zararların altını çizerek, önümüzdeki en az 10-15 yıl boyunca (2030’lar ve hatta 2030 sonrasına kadar) Trans-Hazar Boru Hattı’na izin vermeyeceklerdir. Rusya ve İran, bu sebeple Türkmen gazının Trans-Hazar’la kendilerine rakip olmasını istemiyor.

Azerilerin de bu duruma pek itiraz etmeyeceği açıktır.Bize göre daha şaşırtıcı olan Azerbaycan tarafından TCP’nin geleceği ile ilgili ciddi bir yorum yapılmamış olmasıdır. Bunun iki nedeni olabilir: TCP’ye hiç bir zaman izin vermeyecek Rusları kızdırmamak ve belki bundan da önemlisi 35 trilyon m3 gaz rezerviyle Azeri gazına rakip olabilecek Türkmen gazının gelişini engellemek değilse de diğer Azeri sahalarından gaz üretimine başlanacak 2030’lara kadar öteleyerek yatırım ve ihracatta zaman kazanmak.

Bu anlamda Rusya ve Azerbaycan’ın, Türkmen gazı ile ilgili uzun vadeli hedefleri örtüşmektedir. Türkmen gazının mümkünse sadece Çin pazarına yönlendirilmesi, Batı dışındaki diğer alternatifler olan TAPI ile Hindistan’a gaz satmak hayaliyle avunmasını sağlayacak zemini hazırlamak ise Rusya’nın her zaman başarıyla yürüttüğü bir iştir.

xxx

Burada bir saptama yapmak gereklidir: Rusya, Kuzey Akım 2 ve TürkAkım boru hatları devreye alınmadan, 2021 yılına kadar Türkiye ve Yunanistan dahil Güneydoğu Avrupa ve Balkan ülkeler ile mevcut uzun vadeli gaz kontratlarını en az 15 yıllığına yeniden uzatmasına engel olacak İsrail, G. Kıbrıs, Mısır gazları, Irak gazı, İran gazı ve en uzak ihtimal olan Türkmen gazının piyasaya girmesine izin vermeyecektir.

Bu yüzden Kıbrıs gazında, Mısır’da, Irak’daRosneft ve Novatek yatırımcıdır, amaç söz konusu rakip projelerde ortaklık yapmak ve yukarıda değinilen ülkelerle anlaşmalar uzatılana dek saydığımız üretim sahalarında nihai yatırım kararlarını en az 5 yıllığına geciktirmektir. Rusya, uzun vadeli kontratları yeniden 15 yıllığına imzalatmak için sadece fiyat indirimi yapmakla kalmayacak, Avrupa kontratlarında olduğu gibi gaz formülünde %10 civarında bir spot piyasa içeriğine izin verecektir ki müşteriler daha fazla spot LNG angajmanına girmesinler, kendilerini esnek bir kontrata sahip hissetsinler, Gazprom da AB’de yaptığı sunumlarda bunu başarılı bir örnek olarak anlatsın…

xxx

Hazar’a geri dönersek, Rusya’nın, mevcut 1 no’lu hatlara ek olarak Baltık Denizi üzerinden Almanya’ya gidecek Kuzey Akım-2 Projesi’ne yönelik ABD ve AB içinden gelen itirazları geçiştirmek için Hazar’da uzlaşma yolunu seçtiğini, ancak çevre kartıyla Rus doğalgazına bağımlılığı düşürecek alternatif kaynaklara erişimi de engelleyebileceği hesabıyla hareket ettiğini söylemek gerekir.

Bu noktada üzerinde durulması gereken şey, Türkiye’nin enerji ticaret merkezi olma planlarının bu durumdan nasıl etkileneceğidir. İran’ın da destek verdiği bu stratejiyle Türkiye’nin Hazar ve Orta Doğu’dan gelecek enerji hatlarının geçiş güzergahı olma planları darbe alıyor. Şimdiye kadar Türkmen gazı ve Kazak petrolünü yan yana taşıyacak ‘İkiz Hat’, Rusya’ya bağımlılığı kesecek ve Türkiye’nin stratejik değerini yükseltecek projeydi. Rusya ve İran Konvansiyon ile eline geçen kozu kullanarak, Çevre Protokolünü dayatarak bu projeleri en az 2030 yılına ve hatta daha sonrasına öteleyebilir.

Türkiye’nin ‘enerji ticaret merkezi’ olma hevesi; Azerbaycan-Şah Deniz çıkışlı TANAP’a, AB’ye bir Rus çalımı olarak gelişen TürkAkım’a, olası İsrail doğalgaz hattına, İran’a ve Irak’a dayanıyor. Bu perspektifi canlı tutan somut gelişme TANAP ile TürkAkım’ın hayata geçirilmesi oldu. Ancak, başlangıçta Avrupa’ya 10 milyar metreküp, nihayetinde 25 milyar metreküp doğalgaz taşıyacak olan TANAP’ın, AB’nin 540 milyar metreküp tüketiminin yüzde 33’ünü karşılayan Rusya için alternatif oluşturduğu söylenemez.

xxx

Türkiye’nin düştüğü durumu şöyle özetleyebiliriz:

Gelecek 10 yıla baktığımızda Hazar stratejisinin önünün kesildiğini görüyoruz. İran da Türkiye’nin enerji koridoru veya merkezi olmasını kesinlikle istemiyor. Irak’tan da istediğimizi alamıyoruz. Sonuçta Türkiye ‘Doğu-Batı Enerji Koridoru veya ticaret merkezi olacağım’ derken sadece Azerbaycan gazı üzerinden zayıf bir oyun kurmak zorunda kaldı. Fakat, Azerbaycan sahalarında gaz çıkarmak pahalı hale geldi ve kapasite düştü. TANAP’taki 31 milyar metreküp kapasitenin yarısını ancak karşılayabiliyorlar. Azerbaycan Türkmen gazına erişimin en az 10-15 yıl daha öteleneceğini ve bu arada kendi sahaları için yatırımcı bulabileceğini düşünüyor. Sonuçta biz enerji koridoru olmayı düşlerken, Rusya’ya bağımlığı giderek artan bir ülke durumuna düşüyoruz.

xxx

Peki AB ve ABD ne yapabilir?Kanımızca, AB ve ABD, Ruslarca hazırlandığı aşikar Hazar’daki çözüm planını bir kıstas olarak Baltık Denizi ve Karadeniz’de Rusya’nın önüne koyarak,“Türkmen gazı ve Kazak petrolünün Hazar geçişli boru hatlarıyla Batı’ya taşınmasını engellerseniz biz de Hazar’dakine benzer bir şekilde, tüm kıyıdaş devletlerin onayını gerektiren Baltık/Karadeniz Çevre Protokolü önerip, TürkAkım ve Kuzey Akım 2’yi engelleriz” diyebilir. Yani Rusya, TCP ve Kazak-Azeri petrol boru hatlarına ve Hazar kaynaklarının AB’ye ulaşmasına izin vermezse, ABD’nin de bastırmasıyla AB ülkelerince sıkıştırılabilir. AB,Rusya’ya “ver Türkmen gazını, al Kuzey Akım2’yi“ diyebilir. Bu Rusya açısından çok ciddi bir risk gibi duruyor.

xxx

Yine de anlaşma metninin tamamını okuduktan sonra değerlendirmelerime devam etmeyi uygun buluyorum. Rusya’yı, İran’ı ve hatta Kazakistan’ı mutlu eden bir anlaşma, Azerbaycan’ı Türkmenistan’ı ve Türkiye’yi pek mutlu etmez.

Bu noktada çözüm için tek aklıma gelen, Hazar geçişli iki adet ana doğal gaz ve petrol boru hatlarına, tüm kıyıdaş ülkelerin kaynaklarıyla katkı yapmasını sağlayacak bir proje geliştirilmesi olabilir. Bu projeyi Türkiye önermeli ve mevcut Rusya işbirliğinden yararlanılarak Türk-Rus ortak projesi olarak lanse edilmelidir. AB ve ABD de bu projeyi mutlaka destekleyecektir. Böylesine önemli bir bölgesel projeyi kim istemiyorsa, asıl oyun bozan da o olacaktır…

cenkpala@hotmail.com

Not: Enerji IQ Haftalık Piyasa Raporu’nda yayınlanan makalelerin sorumluğu, makalede belirtilen görüşler ve çıkarımlar yazarına aittir. Enerji IQ, makalenin içeriğinden sorumlu tutulamaz.