EN / TR
Menü
 

Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri gaz tedarik kaynaklarını nasıl çeşitlendirir?

haber
02 Eki

 2009-2010 kışı, Avrupa doğal gaz piyasaları açısından son derece zorlu ve bir o kadar da ilginç bir dönemdi.

Ukrayna ve Rusya arasıdanki politik çekişmeler doğal gaz ticaretine yansımış, Ukrayna üzerinden AB ülkelerine yönelik gaz akışında yaşanan sorunlara bağlı olarak can kayıpları meydana gelmeye başlamıştı.

Ukrayna, yüksek fiyatları dayattığı için Rus tarafını suçlarken, Rus tarafı da Ukrayna’yı Avrupa’ya akması gereken gazı çalmakla itham ediyordu.

AB ülkeleri, Ukrayna-Rusya arasındaki tartışmadan ziyade, gaz tedarik kaynak ve güzergahlarının çeşitlendirilmesi hususunda yoğun bir diplomasi trafiği içerisindeydi.

Türkiye’nin kilit oyuncu olduğu Güney Gaz Koridoru projesi ve o dönem gündemdeki Nabucco projesi istisnasız her AB üyesi ülkede manşetleri süslüyordu.

Bahse konu dönemde Fransa ve Almanya’da yüksek lisans eğitimimi sürdürdüğüm için tüm gelişmeleri ve tartışmaları yakından takip etme şansı yakalamıştım.

O dönem AB’nin toplam doğal gaz ithalatının yaklaşık %30’u Rusya’dan sağlanıyordu. Bu son derece yüksek bağımlılığın mutlaka düşürülmesi hususunda, Almanlar dâhil, tüm karar alıcılar hemfikirdi.

Petrole endeksli ve al ya da öde hükümleri içeren gaz ithalat kontratları da bir diğer tartışma konusuydu.

Ekonomik durgunluk ve yenilenebilir enerjinin ayak seslerinin duyulmaya başlandığı o günlerde, Avrupalı şirketler daralan talep ve görece yüksek seyreden petrol fiyatları nedeniyle kontrat revizyonları talep ediyor, GazpromExport da bu taleplere kulağını tıkıyordu.

Aradan 10 sene geçti, köprünün altından çok sular aktı. Avrupa’da ortaya çıkan hublar sayesinde doğal gaz ticareti daha rekabetçi hale geldi. Almanya’nın desteği ile Kuzey Akım-I inşa edildi.

Ukrayna ile Rusya arasındaki ilişkiler Kırım’ın ilhakının ardından kopma noktasına geldi ve Ukrayna Rusya’dan direkt doğal gaz ithalatını tamamen durdurdu.

Bunlardan daha da önemlisi, Rusya’nın AB’nin doğal gaz ihracatı içindeki payı %43’ler mertebesine ulaştı ancak Rusya’ya doğal gaz tedarikindeki yüksek bağımlılık bugünlerde Avrupa’da pek de gündeme gelmiyor.

Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinin (kısaca ODA ülkeleri olarak anılacak) arz kaynakalarının çeşitlendirilmesine ilişkin görüşlerinin Batılı komşuları tarafından son yıllarda çok da fazla dikkate alınmıyor.

Hoş, Romanya’daki sınırlı üretim hariç olmak üzere ODA ülkelerinin gaz tedarik kaynaklarını nasıl çeşitlendirecekleri büyük bir muamma.

Polonya ve Litvanya’nın başını çektiği ülkeler Amerikan LNG’sisinin iyi bir alternatif olacağı görüşündeler. Mevcut fiyat seviyeleri, miktar ve fiyat olarak avantajlı bir görüntü ortaya koysa da sürdürülebilirlik hususunda ciddi soru işaretleri mevcut.

Ayrıca, ODA ülkelerinin karar alıcıları ile görüştüğünüzde, uluslararası basına verdikleri demeçlerden farklı olarak, uzun dönemli arz güvenliğini temin için boru gazınının kavanozdaki büyük taşlar olacağını açıkça ifade ediyorlar.

Peki, ODA ülkeleri arz kaynaklarını çeşitlendirmek isterlerse bunu nasıl yapabilirler?

Doğu Akdeniz gazı, LNG gibi alternatifler dile getirilse de, gerçekçi olmak gerekirse Türkiye üzerinden gaz tedarikinin dışında kalıcı ve uzun dönemli bir alternatiflerinin olmadığı açık.

Birincisi, Doğu Akdeniz gazının ve pahalı boru hatları ile taşınacak gazın hem ODA ülkelerinde hem de Avrupa’da rekabetçi olması mümkün değil. Birçok ülkede LNG alt yapısının bulunmaması nedeniyle de bu opsiyondan faydalanma şansı da son derece kısıtlı.

Bu noktada Türk Akım projesinin geleceği ve 2019 sonrası Batı Hattındaki kapasite durumu önem kazanıyor.

Türk Akım projesi, gündeme geldiği ilk günden itibaren sadece Türkiye değil, bilhassa Doğu ve Orta Avrupa ülkeleri ve bu ülke piyasalarında faaliyet gösteren şirketler tarafından da yakından takip ediliyor.

Hâlihazırda Batı Hattı üzerinden ülkemize gelen 14 bcm/yıl miktardaki doğal gazın, 2019 yılı sonu itibariyle Türk Akım üzerinden ithal edilecek olması ve Rusya’ nın Ukrayna ile taşıma anlaşmasını yenilemeye mesafeli yaklaşması, Batı Hattında oluşacak atıl kapasitenin bölgesel gaz ticareti için kullanılabileceği fikrini de tartışmaya açıyor.

ENTSO-G ve Avrupa Komisyonu tarafından 2014 yılında gerçekleştirilen gaz stres testi neticesinde, olası gaz kesintisi senaryolarına göre Doğu ve Orta Avrupa piyasalarının “en kırılgan” durumda olduklarının anlaşılması, bölge ülkeleri arasındaki fiziki gaz akışını hızlandıracak alt yapı projelerinin de gündeme gelmesine neden oldu.

CESEC projesi kapsamında oluşturulan strateji çerçevesinde, AB’nin finansal desteğiyle bölge ülkelerini birbirlerine bağlayacak enterkonnektörlerin inşa edilmesine öncelik verildi.

Son tahlilde, çok uzun süredir gündemde olan ve bir türlü hayata geçirilemeyen Bulgaristan-Türkiye bağlantısının kapasitesinin arttırılması projesi de tamamlandı.

Eş zamanlı olarak başlatılan serbestleştirme adımları uyarınca, bölge ülkelerinin piyasalarını üçüncü taraflara açmaya başladıklarına da tanık oluyoruz.

AB tarafından Gazprom’a yönelik yürütülen rekabet soruşturması kapsamında ticareti kısıtlayıcı hususların ikili anlaşmalardan kaldırılmasının da bu süreci desteklediğini not etmekte fayda var.

Diğer yandan, Avrupa Komisyonunca hem finansal hem de politik olarak desteklendiği üzere Bulgaristan’da bir Balkan Hub’ı kurulması için de çalışmalar devam ediyor.

Kağıt üzerinde çok güzel görünen tüm bu stratejilerin ne ölçüde hayata geçirilebileceği ayrı bir tartışma konusu olmakla birlikte, hem bölge ülkeleri hem de Avrupa Komisyonu tarafından Batı Hattı’nın bölgesel ticaret için en verimli şekilde nasıl kullanılabileceği cevabı en çok merak edilen sorular arasında.

Benzer şekilde, cevap bulması gereken bir diğer soru da, projenin ikinci hattından gelecek gazın hangi piyasalara ulaştırılacağı olacak.

14/8/2018 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan ve Türk Akım projesinin kara geçişine ilişkin BOTAŞ’a acele kamulaştırma yetkisi veren 29 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı, yukarıdaki sorulara bir parça ışık tutuyor.

İlgili kararının ekinde yer alan haritaya göre ikinci hattın devamı niteliğinde olan kara geçişi, halihazırda Batı Hattı’nın girişi olan Malkoçlara yakın bir noktadan (ya da Malkoçlardan) Bulgaristan’a çıkış yapacak şekilde planlanmış.

İleride bu güzergahta değişikliğe gidilir mi, Yunanistan’a bir çıkış verilmek istenir mi bilinmez ancak herhalde bu çıkış noktası Gazprom tarafından rastgele seçilmemiş olsa gerek.

Biraz hafızalarımızı tazelersek, Nabucco’nun gündemde olduğu günlerde Doğu ve Orta Avrupa ülkelerini de besleyerek Baumgarten’a ulaşma opsiyonuna karşılık, aynı ülke piyasalarını hedef alan Güney Akım Projesi de Gazprom tarafından kamuoyu ile paylaşılmıştı.

Zaten Türk Akım Projesinin de, Güney Akım konusunda Rusya ve AB arasında bir anlaşmaya varılamaması nedeniyle gündeme geldiğini hepimiz biliyoruz.

Tam bu noktada, Türk Akım projesinin hükümetlerarası anlaşmasını hatırlamakta fayda var. Bence anlaşmanın en önemli kısımlarını, ikinci hattın kara geçişinin inşaası, işletilmesi ve kapasitesinin kime ait olacağını düzenleyen maddeler oluşturuyor.

Anlaşma uyarınca, projenin kara geçişi %50-50 Türk-Rus (BOTAŞ ve Gazprom) ortaklığı ile inşa edilecek ve BOTAŞ sisteminden bağımsız yeni bir transit hat olacak.Hattın işletilmesi ise iki taraf arasında kurulacak şirket tarafından gerçekleştirilecek.

Son derece kritik bir şekilde, hattın kapasitesinin kullanımı tamamen Rus tarafına bırakılmıştı. Bu durumda, üçüncü tarafların boru hattına erişimi ve farklı kaynaklardan gelmesi muhtemel gazların bu hatta girmesi mümkün olmayacağı gibi bu hat üzerinden yapılacak ticaret için Gazprom tek yetkili pozisyonuda.

Yine kara geçişi Hükümetlerarası Anlaşma’nın bir parçası olduğundan hukuki olarak da Türk hukukunun üzerinde yer alıyor. Böylece, EPDK, Rekabet Kurumu gibi kamu kurumlarının denetiminden muaf durumda.

Zaten bu hususu anlaşmanın 8. Maddesinin 10. bendi çok açık ifade etmiş: “Deniz Bölümü şirketi ve kara bölümü 2 şirketi, tarife düzenlemesi, üçüncü tarafların etişimi ve ayrıştırma için gereklilikler dahil olmak üzere Türkiye Cumhuriyeti’nin doğal gaz piyasasının düzenleyen kanunlarına tabii olmayacaktır”.

Türk Akım üzerinden ODA ülkeleri ve Balkanlara gaz tedarik etmek için Rus tarafının yoğun bir çalışma içerisinde olduğunu ve ilgili ülkelere zaman zaman politik baskı da uyguladığını hepimiz biliyoruz.

ABD başta olmak üzere ODA ve Balkan ülkeleri ile AB’nin Rus gazına olan bağımlılıklarının düşürülmesi hususundaki görüşlerinde samimilerse, Türkiye ile ortak çalışılması gerektiğini görmeleri gerekiyor.

Lafı dolandırmaya gerek yok. Sadece BOTAŞ hatları ile Avrupa’ya taşınabilecek doğal gazın fiyat açısından rekabetçi olabileceğinin ve bölgede gerçek anlamda bir hub kurma kapasitesine Türkiye dışından hiçbir ülkenin sahip olmadığının kabul edilmesi gerekiyor.

5 yıl önce başarmak çok daha kolaydı ancak yapılan her türlü siyasi ve ticari hataya rağmen, hala denemeye değer bir yaklaşım bu…

Eser Özdil