EN / TR
Menü
 

Sübvansiyondan kaynaklanan sorunlar nasıl çözülür (II) ?

haber
02 Eki

Son yazımızda, sübvansiyonun elektrik ve doğal gaz piyasalarına verdiği zararlarını ve çözüm önerilerini tartışmaya başlamıştık.

Bu hafta, 12. Doğal Gaz Ticaret Forumu’nda aktarılan öneriler ışığında konuyu biraz daha derinleştirmeyi arzu ediyorum.

Konu enerji sübvansiyonu ve zararları olunca, işe ülkemizin enerji profilini ve enerjiyi nasıl tükettiğimizi ele alarak başlamanın yerinde olacağına inanıyorum.

Türkiye’nin enerji zengini olmadığını sanıyorum söylemeye gerek yok. Toplam birincil enerji ihtiyacımızın kabaca %60’ını doğal gaz ve petrolden karşılıyoruz.

Buna karşın, yerli doğal gaz üretimimizin toplam talebi karşılama oranı %1’in altındayken, yerli petrol üretimimizin toplam petrol talebimizi karşılama oranı ise %5’ler mertebesinde.

Toplam birincil enerji ihtiyacımızı yerli kaynaklardan karşılama oranımız %23’ler mertebesinde.

Petrol ve doğal gaz başta olmak üzere enerji ithalatı dış ticaret açığımızın da ana nedeni. Son 10 yılda petrol ve doğal gaz ithalatına ödediğimiz para 350 milyar doları aşıyor.

Sadece bu iki makro veri bile, Türkiye gibi gelişmekte olan bir ülkenin enerjisini son derece etkin ve dikkatli bir şekilde kullanması gerektiğini net bir şekilde ortaya koyuyor.

Peki, biz enerjimizi gerçekten verimli bir şekilde kullanıyor muyuz?

Uluslararası Enerji Ajansı verilerinden derlenerek hazırlanan ve PETFORM Gaz Grubu Başkanı Sn. Serkan Hotoğlu tarafından 9. Türkiye Enerji Zirvesi’nde sunulan aşağıdaki tablo son derece vurucu bir gerçeği gözler önüne seriyor.

Capture

İlgili grafikte, 1970-2016 yılları arasında dünyanın belli başlı ekonomilerinin enerji yoğunlukları verilmiş.

ABD gibi enerji zengini bir ülke başta olmak üzere, dünyanın başat ekonomileri büyümelerini arttırırken enerji yoğunluklarını da kademeli olarak aşağıya çekmeyi başarmışlar.

Ülkemizde son 5 yıllık periyottaki ilerlemeye rağmen, üretilen birim ekonomik değer için harcanan enerji miktarında neredeyse hiç yol alamamışız.

Capture

Yine Sn. Hotoğlu’nun sunumundan faydalanarak ifade etmek gerekirse, enerjide yüksek oranda dışa bağlı olmamıza rağmen verimsiz bir tüketim trendi içerisinde olduğumuz görülüyor.

Asıl vurucu olansa, bizden çok daha yüksek oranda enerji ithalatına bağımlı olan Japonya’nın birim enerji başına ürettiği değer. Japonya, enerji ihtiyacının sadece %6’sını yerli kaynaklardan karşılıyorken, Türkiye’ye kıyasla enerjisini %50 daha verimli kullanıyor.

Yukarıdaki veriler ışığında, Türkiye’nin enerjisini son derece verimsiz kullandığı bir gerçek.

Bu verimsizliğin en önemli sebebinin sübvansiyon olduğunu düşünüyorum. Zira, bir mal ederinin altında bir fiyattan tüketicilere arz edildiğinde, görece ucuz fiyatlardan tedarik edilen bir malı verimli kullanma yönünde tüketiciler nezdinde herhangi bir reaksiyon gelişmiyor.

Piyasayı bozucu ve yıkıcı etkisi nedeniyle alternatif tedarikçiler ya da tedarik kaynakları da piyasaya giremedikleri için ne rekabet oluşuyor ne de piyasanın kendi kendini optimize etmesine müsaade ediliyor. Bu da verimsizliğin bir kısırdöngü haline gelmesine neden oluyor.

Ülkemizde enerji fiyatlarının sübvanse edilmesinin arka planında hanehalkının desteklenmesi olduğu kadar ihracatçının ve sanayicinin de korunması mantığı yatıyor.

Ancak görülüyor ki enerjiyi, uluslararası ölçekteki rakiplerine nazaran daha ucuz fiyatlardan tedarik eden sanayicimiz, tabir-i caizse bu teşviki daha fazla verimlilik üretmek için de pek kullanmıyor.

Bu da, milli servetin dışarıya akması ve yurt dışı yerleşiklerin dolaylı olarak sübvanse edilmeleri sonucunu doğuruyor.

Sübvansiyonun hem piyasayı bozucu hem de verimsizliği arttırıcı etkisi net şekilde ortadayken, bu sorunu nasıl çözebiliriz? Bunu, hem üreticimizi hem de hanehalkını koruyarak yapmak mümkün mü?

Cevap evet. Nasıl yapılacağını tartışmaya önümüzdeki hafta devam edeceğiz.

Eser Özdil