EN / TR
Menü
 

Sübvansiyondan kaynaklanan sorunlar nasıl çözülür? (III)

haber
02 Eki

Son iki yazımızda, sübvansiyonun elektrik ve doğal gaz piyasalarına verdiği zararlarını ve çözüm önerilerini tartışmaya başlamıştık.

Yapılan istatistiki çalışmalar neticesinde, Türkiye’nin enerjisini verimli kullanmadığı bu verimsizliği destekleyen en önemli unsurun da hem elektrik hem de doğal gaz piyasalarında uygulanan geniş çaplı sübvansiyonlar olduğu sonucuna varmıştık.

Bu haftaki yazımızda, bu sorunun çözümüne ilişkin öneriler üzerinde duracağım.

Daha önce de ifade ettiğim üzere, ihtiyaç sahibi grupların enerji giderlerinin karşılanması yöntemi hemen hemen tüm ülkeler tarafından uygulanıyor. Burada önemli olan husus, benimsenen yöntem ve bu yöntemin yan etkilerinin neler olduğu.

Orta Doğu, Körfez, Avrasya ve Doğu Avrupa ülkelerinde –Türkiye de dahil- hanehalkını farklı gelir seviyelerine göre gruplandırarak enerji maliyetlerinin (elektrik ve doğal gaz bilhassa) bir kısmının sübvanse edilmesi yerine, bütün tüketicilerin (yüksek gelire sahip gruplar dahil) sübvanse edilmesi yolu tercih ediliyor.

Gelişmiş ülkeler ise sübvansiyonu belirli bir sistematik çerçevesinde hayata geçirerek, piyasayı bozucu etkisini minimize etmeye çalışıyorlar.

“Kırılgan müşteri” adı verilen düşük gelir sahibi gruplar tespit edilerek, bu tüketicilere piyasaya müdahale edilmeksizin direkt gelir desteğinde bulunuluyor. Bir anlamda, düşük gelir grubuna sahip tüketiciler için oluşturulan “sosyal tarife” ile bu grubun maliyetleri hafifletilmiş oluyor.

Bu yöntem için farklı uygulama yöntemleri mevcut. Belirlenen müşteri gruplarının tüketimlerinin bir miktarının direkt devlet tarafından ilgili Bakanlığın bütçesine aktarılan fondan karşılanması, enerji tüketimleri karşılığında ödemelerini söz konusu gruplar için oluşturulan tarifelerüzerinden gerçekleştirmeleri, fiyatların kırılgan müşteri grupları için sabitlenmesi bunlardan birkaçı.

Bu tür uygulamaların hem adil hem de eşitlikçi olduğunu düşünüyorum. Düşük gelir gruplarının enerji maliyetlerinin bir kısmının devlet tarafından sübvanse edilmesini hem toplumsal dayanışma hem de sosyal devlet anlayışı açısından da son derece olumlu buluyorum.

Bunu yaparken de, piyasanın gelişimine ket vurmadan, arz ve talebe göre şekillenen fiyatlara müdahale edilmemesini de son derece akıllıca.

Böylece hem ilgili sektör ve bu sektörlere bağlı gelişen yan hizmet alanlarına müdahale edilmiyor, hem de dış müdahaleler çerçevesinde şirketlerin bilançolarında yaşanan bozulmalar, dolayısıyla istihdam ve vergi gelirlerinde yaşanabilecek kayıplar da minimize ediliyor.

Benzer uygulamaların önümüzdeki dönemde Türkiye’de de hayata geçeceğini düşünüyorum.

Bunun işaretini geçtiğimiz günlerde Sayın Cumhurbaşkanı “Düzenli sosyal yardım alan ihtiyaç sahibi vatandaşlarımızın aylık 150 kw saate kadar elektrik tüketimlerini karşılıyoruz. 2.5 milyon hanenin aylık 80 liralık elektrik faturasını devlet ödeyecek” diyerek vermişti.

Hane halkı sayısı 2 ve daha az olanlarda aylık 75 kilovatsaat, 3 kişi yaşayanlarda 100 kilovatsaat, 4 kişi yaşayanlarda 125 kilovatsaat, 5 kişi ve daha fazla sayıda yaşayanlarda ise 150 kilovatsaat elektrik desteği yapılması planlanıyor.

Yurt dışı uygulamalara paralel olarak, elektrik yardımı almak isteyenler başvurularını Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı üzerinden gerçekleştirilecek.

Halihazırda KİT’ler aracılığıyla baskılanan elektrik fiyatlarının piyasada arz ve talebe göre oluşmasına izin verilirse, hem çok hızlı bir şekilde piyasamızın gelişeceğini hem de ihtiyaç sahiplerinin doğru bir şekilde destekleneceğini düşünüyorum.

Ancak, hem resmi makamlar tarafından açıklanan destek mekanizması uygulamaya alınır hem de piyasa baskılanmaya devam edilirse, o zaman gerçekten ne sektör şirketleri ne de Hazine tarafından taşınamayacak ölçekte bir mali yük ortaya çıkar ve sonuçları çok vahim olur.

Biz iyi tarafından bakıp, bu uygulama ile elektrik piyasasında fiyat oluşumuna müdahalenin sona ereceğini düşünelim. Benzer bir yöntem, doğal gaz piyasasında da hanelerin gelir seviyesi ve tüketim miktarları üzerinden geliştirilebilir diye düşünüyorum. Ticarethane ve sanayi grubunun ise desteğe ihtiyaç duymadıklarına inanıyorum.

PETFORM çatısı altından Sn. Çağrı Göksel liderliğinde yapılan çalışma neticesinde, aylık geliri asgari ücret ve altında olan gruplar baz alınarak yaklaşık 1.6 milyon abonenin doğal gaz tüketim maliyetlerinin farklı oranlarda devlet tarafından destekleneceği varsayıldı.

Söz konusu grubun tespitinde, ortalama medyan gelir seviyesi ve gelirin enerji giderlerine harcanma oranı esas alındı.

Bu varsayım çerçevesinde, ihtiyaç sahiplerine uygulanacak sübvansiyon miktarının yaklaşık olarak 220 milyon dolar mertebesinde olacağı hesap edildi.

Eğer yöntem değişikliğine gidilmeyip mevcut fiyatlarla tüm grupların sübvanse edilmesi yöntemine devam edilmesi durumunda, bu yükün 2019 yılı için iyimser bir yaklaşımla 2 milyar dolar mertebesinde olacağı hesap edildi.

Farklı yaklaşımlar ve argümanlar çerçevesinde desteklenmesi gereken abone sayısının daha fazla olması gerektiği veya medyan gelirin daha üst bir dilimden alınması gerektiği öne sürülebilir.

Bunların hepsi konjonktür ve makroekonomik parametrelere göre gözden geçirilir, tartışılır ve ortak bir noktada buluşulur.

Ancak, finansman ihtiyacının ve maliyetinin arttığı bir ortamda, hem vatandaşlar olarak bizlerin hem de devletin harcamalarını çok dikkatli yapmak durumunda olduğumuz bir gerçek.

Verimsizliğe ve boşa harcanacak 2 milyar dolarımızın olmadığını düşünüyorum. Er ya da geç enerji piyasamızda sosyal tarife uygulamasına geçilecektir.

Ne kadar erken olursa o kadar sağlıklı olur.

Eser Özdil