EN / TR
Menü
 

Sübvansiyondan kaynaklanan sorunlar nasıl çözülür?

haber
02 Eki

Geçtiğimiz haftaki yazımızda EFET’in her yıl yayımladığı “Hub Gelişim Raporu”nu ele almış, ülkemizin hub skorunun ortaya konulan yoğun çalışmalara rağmen neden bir türlü yükselmediğini tartışmıştık.

Hem altyapı hem de mevzuatta ciddi aşama kaydetmemize rağmen, ticari koşulların iyileştirilememesinin ana neden olduğunu ortaya koymuştuk.

Hem elektrik, hem de doğal gaz piyasalarındaki fiyat müdahalesi ve sübvansiyonun her iki piyasayı da ciddi şekilde bozduğunu hepimiz biliyoruz.

Literatür tarandığında, tüketici grupları ayırt edilmeksizin uygulanan sübvansiyonun piyasaları nasıl bozduğuna ilişkin çok sayıda zengin içerikli çalışmaya rastlamak mümkün.

Ürünün olması gereken fiyattan daha düşük seviyelerde tüketiciye arz edilmesinin yarattığı enerji verimsizliği de cabası. Ülkemizde enerji verimliliğini arttırmanın “maliyet bazlı fiyatlamadan” geçeceğini de bu vesileyle not etmiş olalım.

Sübvansiyon nedeniyle bozulan piyasalarda yaşanan çıkışlar, ürün ve hizmet kalitesini de düşürüyor. İlgili sektörlere bağlı gelişen yan sektörlerin ve hizmet alanlarının da güdük kaldıklarını ya da tamamen yok olduklarını da unutmamak gerekiyor.

Temel motivasyonu seçim kazanmak olan siyasilerin, enerji gibi direkt hanehalkına, dolayısıyla seçmenin cebine dokunan emtiaların fiyatını düşürmek için kozmetik müdahalelerde bulunma isteklerini yine siyasi saiklerle bakarak anlamak mümkün.

AB, ABD, Batı Avrupa dahil olmak üzere, birçok ülkede çeşitli sübvansiyon ve gelir destek mekanizmaları mevcut zira sistem değişse de siyasetçi her yerde siyasetçi ve temel motivasyonlar değişmiyor.

Bu durumda, sübvansiyonun hangi gelir gruplarına ve nasıl yapılacağı belirleyici unsur haline geliyor.

Orta Doğu, Körfez, Avrasya ve Doğu Avrupa ülkelerinde –Türkiye de dahil- hanehalkını farklı gelir seviyelerine göre gruplandırarak enerji maliyetlerinin (elektrik ve doğal gaz bilhassa) bir kısmının sübvanse edilmesi yerine, bütün tüketicilerin (yüksek gelire sahip gruplar dahil) sübvanse edilmesi yolu tercih ediliyor.

Gelişmiş ülkeler ise sübvansiyonu belirli bir sistematik çerçevesinde hayata geçirerek, piyasayı bozucu etkisini minimize etmeye çalışıyorlar.

“Kırılgan müşteri” adı verilen düşük gelir sahibi gruplar tespit edilerek, bu tüketicilere piyasaya müdahale edilmeksizin direkt gelir desteğinde bulunuluyor.

Bu uygulamanın hem adil hem de eşitlikçi olduğunu düşünüyorum. Düşük gelir gruplarının enerji maliyetlerinin bir kısmının devlet tarafından sübvanse edilmesini hem toplumsal dayanışma hem de sosyal devlet anlayışı açısından da son derece olumlu buluyorum.

Bunu yaparken de, piyasanın gelişimine ket vurmadan, arz ve talebe göre şekillenen fiyatlara müdahale edilmemesini de son derece akıllıca.

Böylece hem ilgili sektör ve bu sektörlere bağlı gelişen yan hizmet alanlarına müdahale edilmiyor, hem de dış müdahaleler çerçevesinde şirketlerin bilançolarında yaşanan bozulmalar, dolayısıyla istihdam ve vergi gelirlerinde yaşanabilecek kayıplar da minimize ediliyor.

Ülkemizde de önümüzdeki dönemde bu destek mekanizmasının benimseneceğini düşünüyorum.

Kamu İktisadi Teşekkülleri (KİT) aracılığıyla uygulanan sübvansiyonların merkezi bütçeye, dolayısıyla Hazineye ciddi yük getirdiği bir gerçek.

Borçlanma maliyetlerinin, faizler nedeniyle ciddi artış gösterdiği bir ekonomik ortamda, KİT’lerin görev zararlarının merkezi bütçe üzerinden karşılanması da gittikçe zorlaşıyor.

Ayrıca, toplumun tüm kesimlerinden toplanan vergilerin verimsiz kullanılması gibi bir sonucu da doğuruyor.

Bu nedenle, 12. Doğal Gaz Ticaret Forumu’nun üzerinde durduğu ve çözüm aradığı temel soru da sübvansiyonun nasıl yapılması gerektiğiydi.

PETFORM ve GAZİD üyesi şirketlerin katkılarıyla Sn. Çağrı Göksel’in öncülüğünde hazırlanan çalışma, çok daha az sübvansiyon ile çok daha büyük toplumsal fayda üretmenin mümkün olduğunu rakamlarla ortaya koydu.

Şüphesiz, mevcut alışkanlıkları ve kurguyu bir kenara bırakarak, daha inovatif ve verimli bir piyasa yapısına geçmek zaman alacak bir husus. Ancak kaynaklarımızı daha akıllıca kullanmamız gereken bir dönemden geçerken hızlı ve doğru hareket etmemiz gerektiği de bir gerçek.

Enerji piyasasındaki maliyet ve fiyatların arz & talebe göre şekillendiği, enerji tedarikinin piyasa oyuncuları arasında daha dengeli dağıldığı bir piyasa yapısı, hem şirketlerimizi güçlendirecek hem de üretilen katma değeri arttıracak.

Verimliliğin getireceği ekonomik ve siyasi faydalar ise uzun bir liste oluşturacak.