EN / TR
Menü
 

Türkiye bölgesel gaz ticaretinde öne çıkabilir mi?

haber
02 Eki

 Türk Akım projesi, gündeme geldiği ilk günden itibaren sadece Türkiye’de değil, bilhassa Doğu ve Orta Avrupa ülkeleri ve bu ülke piyasalarında faaliyet gösteren şirketler tarafından da yakından takip ediliyor.

Hâlihazırda Batı Hattı üzerinden ülkemize gelen 14 bcm/yıl miktardaki doğal gazın, 2019 yılı sonu itibariyle Türk Akım üzerinden ithal edilmesinin beklenmesi, Batı Hattında oluşacak atıl kapasitenin bölgesel gaz ticareti için kullanılabileceği fikrini de tartışmaya açıyor.

Avrupa doğal gaz piyasasının tanınan isimlerinden AuraSabadus geçtiğimiz haftalarda, Balkan Hattı’nın (bir diğer deyişle Batı Hattı), bölgesel LNG ticareti için nasıl kullanılabileceğine ilişkin görüşlerinin yer aldığı bir makale kaleme aldı[1].

Sabadus makalesinde özetle, Gazprom’un Naftogaz ile Balkan Hattındaki transit taşıma sözleşmesinin süresinin 2019 sonunda dolacak olması ve Gazprom’un Ukrayna üzerinden taşıdığı gazı Türk Akım aracılığıyla taşımak istemesi nedeniyle boşalacak Balkan Hattının, ABD LNG’si başta olmak üzere bölgesel gaz ticareti için kullanılabileceğini düşünüyor.

Sabadus’un vurguladığı ticari fırsata ilişkin son derece yoğun çalışmalar yürüten şirketler mevcut. Mevcut ticari konjonktür de bu öneriyi destekliyor.

Bunların başında da, bölge ülkelerinin AB desteği ile enterkonnektörler başta olmak üzere alt yapı tesislerinin inşasında ciddi ilerleme kaydetmelerinin yanı sıra, Türkiye’nin de LNG gazlaştırma altyapısını ciddi manada geliştirmesi bulunuyor.

ENTSO-G ve Avrupa Komisyonu tarafından 2014 yılında gerçekleştirilen gaz stres testi neticesinde, olası gaz kesintisi senaryolarına göre Doğu ve Orta Avrupa piyasalarının “en kırılgan” durumda olduklarının anlaşılması, bölge ülkeleri arasındaki fiziki gaz akışını hızlandıracak alt yapı projelerinin de gündeme gelmesine neden oldu.

CESEC projesi kapsamında oluşturulan strateji çerçevesinde, AB’nin finansal desteğiyle bölge ülkelerini birbirlerine bağlayacak enterkonnektörlerin inşa edilmesine öncelik verildi.

Eş zamanlı olarak başlatılan serbestleştirme adımları uyarınca, bölge ülkelerinin piyasalarını üçüncü taraflara açmaya başladıklarına da tanık oluyoruz.

AB tarafından Gazprom’a yönelik yürütülen rekabet soruşturması kapsamında ticareti kısıtlayıcı hususların ikili anlaşmalardan kaldırılmasının da bu süreci desteklediğini not etmekte fayda var.

Diğer yandan, Avrupa Komisyonunca hem finansal hem de politik olarak desteklendiği üzere Bulgaristan’da bir Balkan Hub’ı kurulması için de çalışmalar devam ediyor.

Kağıt üzerinde çok güzel görünen tüm bu stratejilerin ne ölçüde hayata geçirilebileceği ayrı bir tartışma konusu olmakla birlikte, hem bölge ülkeleri hem de Avrupa Komisyonu tarafından Batı Hattı’nın bölgesel ticaret için en verimli şekilde nasıl kullanılabileceği cevabı en çok merak edilen sorular arasında.

Benzer şekilde, cevap bulması gereken bir diğer soru da, Türk Akım projesinin ikinci hattından gelecek gazın hangi piyasalara ulaştırılacağı olacak.

Geçtiğimiz yıl Ağustos ayında Resmi Gazete’de yayımlanan ve Türk Akım projesinin kara geçişine ilişkin BOTAŞ’a acele kamulaştırma yetkisi veren 29 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı, yukarıdaki sorulara bir parça ışık tutuyor.

14/8/2018 tarihli ve 29 sayılı Cumhurbaşkanı kararının ekinde yer alan yukarıdaki haritadan da görüleceği üzere, ikinci hattın devamı niteliğinde olan kara geçişi, halihazırda Batı Hattı’nın girişi olan Malkoçlara yakın bir noktadan (ya da Malkoçlardan) Bulgaristan’a çıkış yapacak şekilde planlanmış.

İleride bu güzergahta değişikliğe gidilir mi, Yunanistan’a bir çıkış verilmek istenir mi bilinmez ancak herhalde bu çıkış noktası Gazprom tarafından rastgele seçilmemiş olsa gerek.

Biraz hafızalarımızı tazelersek, Nabucco’nun gündemde olduğu günlerde Doğu ve Orta Avrupa ülkelerini de besleyerek Baumgarten’a ulaşma opsiyonuna karşılık, aynı ülke piyasalarını hedef alan Güney Akım Projesi de Gazprom tarafından kamuoyu ile paylaşılmıştı.

Zaten Türk Akım Projesinin de, Güney Akım konusunda Rusya ve AB arasında bir anlaşmaya varılamaması nedeniyle gündeme geldiğini biliyoruz.

Tam bu noktada, Türk Akım projesinin hükümetlerarası anlaşmasını hatırlamakta fayda var. Bence anlaşmanın en önemli kısımlarını, ikinci hattın kara geçişinin inşaası, işletilmesi ve kapasitesinin kime ait olacağını düzenleyen maddeler oluşturuyor.

 

Anlaşma uyarınca, projenin kara geçişi %50-50 Türk-Rus (BOTAŞ ve Gazprom) ortaklığı ile inşa edilecek ve BOTAŞ sisteminden bağımsız yeni bir transit hat olacak.Hattın işletilmesi ise iki taraf arasında kurulacak şirket tarafından gerçekleştirilecek.

Son derece kritik bir şekilde, hattın kapasitesinin kullanımı tamamen Rus tarafına bırakılmış. Bu durumda, üçüncü tarafların boru hattına erişimi ve farklı kaynaklardan gelmesi muhtemel gazların bu hatta girmesi mümkün olmayacağı gibi bu hat üzerinden yapılacak ticaret için Gazprom tek yetkili pozisyonuda.

Yine kara geçişi Hükümetlerarası Anlaşma’nın bir parçası olduğundan hukuki olarak da Türk hukukunun üzerinde yer alıyor. Böylece, EPDK, Rekabet Kurumu gibi kamu kurumlarının denetiminden muaf durumda.

Zaten bu hususu anlaşmanın 8. Maddesinin 10. bendi çok açık ifade etmiş: “Deniz Bölümü şirketi ve kara bölümü 2 şirketi, tarife düzenlemesi, üçüncü tarafların etişimi ve ayrıştırma için gereklilikler dahil olmak üzere Türkiye Cumhuriyeti’nin doğal gaz piyasasının düzenleyen kanunlarına tabii olmayacaktır”.

Yukarıdaki maddenin AB pratikleri, serbest ticaret ve ticaret merkezi oluşum süreçleri ile uyumlu olmadığını söylememe sanırım gerek yok.

Batı Hattının bölgesel gaz ticareti için kullanılabilmesi, farklı kaynaklardan doğal gazın Doğu Avrupa piyasalarına arz edilebilmesi, kısa vadede LNG ile mümkün olabilir.

Bunun için de, açık ara bölgesinde en gelişmiş altyapıya sahip Türkiye’nin kağıt üzerinde bir avantaja sahip olduğu görülüyor.

Bununla birlikte, LNG terminallerinin üçüncü taraflarca kullanımının önünde, mevzuatsal olarak herhangi bir mani olmasa da piyasadaki mevcut durum ve BOTAŞ’ın hakim pozisyonu nedeniyle “fiili” engeller bulunuyor.

Bu fiili engeller nedeniyle bu yaz aylarında birçok elektrik santralinin çok ucuz olmasına rağmen LNG getiremediklerini ve bölgesel gaz ticareti için çalışan şirketlerin iş planlarını hayata geçiremediklerini biliyoruz.

Söz konusu fiili engeller olmasaydı, belki de Yunanistan aracılığıyla LNG ithal eden Bulgaristan, bu ithalatı Türkiye aracılığyla yapmak isterdi?

Ayrıca, Türkiye üzerinden BOTAŞ iletim sistemi aracılığyla Doğu Avrupa ülkelerine gaz tedarik edecek şirketlerin, Türk Akım tamamlandıktan sonra, ikinci hattın kapasitesini münhasıran kullanma yetkisine sahip olacak Gazprom ile rekabet etmek durumunda kalacakları net olarak görülüyordur sanırım.

Piyasasını serbestleştirmiş, gazın gazla rekabetini tesis etmiş bir Türkiye bölgesel gaz ticaretinde son derece önemli bir aktör olabilir. Ancak mevcut görüntü, ikincil mevzuat hususunda iyi durumda olsak da, maalesef söz konusu fırsatları değerlendirmekten son derece uzak olduğumuz yönünde.

 

 

 

[1]AuraSabadus’un makalesini okumak isteyenler için link: https://www.atlanticcouncil.org/blogs/energysource/rare-opportunity-opens-for-us-lng-to-reach-greece-turkey-ukraine-gas-corridor